1999 depreminden sonra ülkemizi ziyaret eden ABD başkanı Bil Clinton gazeteci arkadaşlarımızın bir sorusuna “bulunduğunuz coğrafya iyi bakın” dediğini dün gibi hatırlıyoruz.
Clinton, ABD’nin Türkiye’nin uluslararası konumunu, ilişkilerini, çevremizi coğrafyamızın öneminden bağımsız değerlendiremeyeceğini ifade etmişti...
Nitekim, sonraki süreçte Türkiye; Yunanistan, Ermenistan, Irak ve Suriye üzerinden çeşitli şantajlara ve saldırılara uğradı. Aynı şekilde, İran üzerinden ise farklı kombinasyonların içerisine çekilmek istendi.
Kuruluş ve kurtuluşun partisi Cumhuriyet Halk Partisi geleneksel olarak sürdürdüğü “yurtta sulh, dünyada sulh” ilkesini Ukrayna’nın NATO’ya girmesine onay vererek bozdu.
Suriye’de değişen dengelere tüm dünya pozitif tepki verirken İsrail ve siyonizm ile birlikte bir konuma düştü. Filistinlilere katliam uygulanırken de Hamas’tan şikayetçi olunmuştu!
Daha vahimi ise, “bir millet, iki devlet” sloganı ile kardeşliğimizi ilan ettiğimiz Azerbaycan’ın Karabağ zaferini Bakü’de resmen tebrik edemedi!
Azerbaycan halkı, halen CHP yönetiminden samimi destek açıklaması bekliyor.
* * *
Cumhuriyet Halk Partisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu olduğu “yüz yıllık ekseni” bir yılda kaybetti!
Neden?
* * *
İsterseniz, biraz daha geriye gidelim.
“Kazanacak aday” tartışmaları basit bir aday belirleme tartışması mıydı, gerçekten?
Yoksa, dayatılan bu tartışma, aslında CHP’nin DNA’sını tahrip etmeye mi yönelikti?
Bunu nereden çıkarıyoruz?
CHP, dünyada “karma ekonomik model”in neredeyse müellifi olduğunu tüm dünya kabul etmişken ve tüm dünya ulusal ekonomilerini koruma planları yaparken CHP partisini küreselcilerin kapısına götürmenin amacını sorgulamayacak mıyız?
* * *
6. Ok’undan birisi devletçilik olan bir partiyi ulusalcı korumacı politikaların dışına savurmanın yolunu “kazanacak aday” tartışması açtı.
“Kazanacak aday” dayatması “sosyoekonomik koşulları ve buradan üretilecek politikaları doğru değerlendirmeyen olumsuz bir adayı” ülkemizin başına bela etmekten başka bir işe yaramazdı.
Nitekim, öyle de oldu!
“Kazanacak aday”ın bir tek kriteri vardı: Popülerlik!
Adayın hangi sosyoekonomik yapıyı savunduğuna dair hiçbir yol haritası göremedi.!
CHP seçmeninin alışık olmadığı, “sen oyunu ver, soru da sorma” dayatması ülkemizin ve CHP’nin tarihsel kimyasına uygun değildir.
* * *
Cumhuriyet Halk Partisi’nde alınacak karar noktasında oluşan bir “derin ekip”in varlığından söz ediliyor. Kimileri buna “CHP’nin belli beşli çetesi” iddiasında bulunuyor.
Parti Meclisi ve MYK dışında kalan, bir anlamda adı konulmamış “A takımı”ının yerini aldığı iddia edilen isimleri de yazalım: 1 Numara: Önder Sav, 2 Numara: Ankara Yenimahalle Belediye Başkanı Feti Yaşar, 3 Numara: Tekin Bingöl, 4 Numara: Bülent Tezcan, 5 Numara: Veli Ağbaba.
Tabii, bu bir iddia. Ancak, “şüyuu vukuundan beter” bir iddia!
Bu ekip eğer A takımı ise, bunlarla nasıl iktidar olunur?
Cumhuriyet Halk Partisi “kuruluşun ve kurtuluşun partisi” iddiasını bu isimlerle mi iktidara taşıyacak?
Ya da, tersinden soralım: Bir yıldır sürekli yalpalayan, sürekli kendisini inkar eden ve sürekli sloganlarla “zevahiri kurtarmaya çalışan” parti liderliğinin nedeni, iddia konusu A takımı mıdır?
* * *
Bulunduğumuz coğrafyanın konumunu çevremizi doğru değerlendirecek “doğru adaya” ihtiyacımız vardır. Doğru adayı “kazanacak aday” yapmak partimizin başarısı olacaktır.
Toplumsal muhalefetin kazanması için başaracak koşullar vardır. Ancak, doğru politikalarla!
Ekmelettin İhsanoğlu veya Muharrem İnce seçilselerdi, ajandalarının da Mustafa Kemal Atatürk’ün politik öngörülerine uyumlu olacağını sanmıyorum.
Hepimizin şu soruyu sorması acil ve gereklidir: Recep Tayyip Erdoğan’ı yeni bir Recep Tayyip Erdoğan ile mi değiştireceğiz?
Yoksa, 23 yıldır halka kök söktüren, yoksullaştıran, baskı kuran, geleceğini çalan bir sistemi mi değiştireceğiz?
Adayımızın “doğru aday” olmasını belirleyecek nitelik onun “kazanacak aday” olması mıdır?
Yoksa, ülkenin en yoksulları başta olmak üzere, herkesin bir avuç oligarkında her gün daha fazla zenginleşmesine son verecek politik önermelerin sahibi ve temsilcisi olması mıdır?
Görüldüğü gibi, bizim itirazımız AK Parti Genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında bütüncül ve yapısal bir yol haritası ile sahaya çıkacak bir muhalefet adayı olmamasına!
Açıkça söyleyelim: Yeni bir Recep Tayyip Erdoğan istemiyoruz!
Ulusal bütünlüğümüzü, üniter devlet yapısını savunmayı başa koyan bir cumhurbaşkanı adayına ihtiyacımız vardır.
Diploması tartışmasız, tüyü bitmemiş yetim hakkına el uzatmamış, helal süt emmiş, halkın emanet ettiği kamu görevlerini alnının akı ve hakkıyla yerine getirmiş, görevinin ve makamının hakkını verecek binlerce insanımız vardır.
Türkiye’mizin ve coğrafyamızın kaderine ulusun ve halkın çıkarlarını gözeterek dokunacak iyi insanlar tarafından yönetilmesi hepimizin hakkıdır.