Eğitim, bir toplumun geleceğini şekillendiren en güçlü araçlardan biridir.
Bir ülkenin eğitim sistemi, yalnızca bireyleri bilgiyle donatmakla kalmaz, aynı zamanda o ülkenin kültürel dokusunu, ekonomik gücünü ve uluslararası rekabet edebilirliğini de belirler. Türkiye ve Kazakistan, köklü geçmişleri ve dinamik nüfuslarıyla eğitim alanında benzer hedeflere sahip iki ülke olarak dikkat çekiyor. Ancak, bu hedeflere ulaşmak için izlenen yollar ve karşılaşılan zorluklar birbirinden oldukça farklı.
Türkiye’de eğitim, 12 yıllık zorunlu bir süreç olarak tanımlanmış durumda. İlkokuldan liseye kadar süren bu eğitim modeli, öğrencileri bilgiyle donatmanın yanı sıra, onları gelecekteki akademik ve mesleki yolculuklarına hazırlamayı amaçlıyor. Kazakistan’da ise zorunlu eğitim 9 yıl ile sınırlı. Öğrenciler, 15 yaşına geldiklerinde eğitimlerine devam edip etmeme konusunda bir tercihte bulunabiliyor. Bu fark, iki ülkenin eğitim politikalarındaki temel yaklaşımları ortaya koyuyor: Türkiye uzun soluklu bir zorunlu eğitimle bireyleri şekillendirmeyi hedeflerken, Kazakistan daha esnek bir model sunuyor.
Dil eğitimi, modern dünyada bireylerin küresel rekabete adapte olabilmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Günümüzde birçok ülke, öğrencilerini erken yaşlardan itibaren yabancı dil eğitimiyle donatarak uluslararası alanda daha rekabetçi bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
Türkiye’de eğitimin ana dili Türkçe olsa da, yabancı dil eğitimi giderek daha fazla önem kazanıyor. Özellikle özel okullarda ve büyük şehirlerde İngilizce eğitimi küçük yaşlardan itibaren veriliyor. Buna ek olarak, Fransızca, Almanca ve İspanyolca gibi diller de seçmeli olarak sunuluyor. Ancak, yabancı dil eğitiminin kalitesi, okuldan okula değişiklik gösterebiliyor.
Kazakistan ise çok dilli bir eğitim yapısına sahip. Kazakça, ülkenin resmi dili olsa da, Rusça hâlâ eğitimde ve günlük yaşamda önemli bir yer tutuyor. Ayrıca, İngilizce de uluslararası rekabet gücünü artırmak adına teşvik edilen diller arasında yer alıyor. Bu çok dilli yapı, Kazakistan’ın Sovyet geçmişiyle olan bağlarını yansıtırken, geleceğe yönelik bir küreselleşme stratejisini de ortaya koyuyor.
Türkiye’de üniversiteye giriş, zorlu bir sınav süreciyle şekilleniyor. Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), milyonlarca öğrencinin geleceğini belirleyen kritik bir eşik niteliğinde. Sınav, öğrencilerin bilgi seviyesinin yanı sıra stres yönetimi ve stratejik planlama becerilerini de test ediyor.
Kazakistan’da ise üniversiteye giriş, ENT (Unified National Testing) adı verilen merkezi bir sınav ya da üniversitelere özgü giriş değerlendirmeleriyle sağlanıyor. Kazakistan’da üniversite eğitimi Kazakça veriliyor. Ülkenin çok milletli yapısı sayesinde Rusça ve İngilizce gibi dünya dillerinde de eğitim almak mümkün. Ancak unutulmamalı ki Kazakça, bu toprakların ana dili ve yükseköğretimde de her geçen gün daha fazla öne çıkıyor. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi, Kazakistan’da da yükseköğretime olan talep büyüktür.
Dijital çağın getirdiği dönüşümler, yalnızca eğitim sistemlerini değil, hayatın her alanını köklü şekilde değiştirdi. Türkiye, FATİH Projesi gibi adımlarla sınıflara teknolojiyi taşıdı, Kazakistan da eğitimde dijitalleşmeye büyük yatırımlar yaparak bu dönüşüme ayak uydurdu. Pandemi süreci, online eğitim sistemlerinin yaygınlaşmasını hızlandırırken, öğrencilerin dijital platformlara olan adaptasyonunu artırdı. Bugün büyük şehirlerde modern eğitim araçlarıyla donatılmış okullar yaygınlaşırken, kırsal bölgelerde de yenilikçi çözümlerle eğitime erişim artırılıyor. Hem Türkiye’de hem de Kazakistan’da önde gelen üniversiteler küresel sıralamalarda yerini alırken, eğitimde kaliteyi yükseltmek ve herkes için eşit fırsatlar sunmak öncelikli hedeflerden biri olmaya devam ediyor.
Türkiye, Erasmus+ gibi uluslararası eğitim programlarıyla öğrencilerine yurtdışında eğitim alma fırsatları sunarken, aynı zamanda yabancı öğrencilere de kapılarını açıyor. Üniversiteler, dünya çapında akademik iş birlikleri kurarak, uluslararası eğitim arenasında güçlü bir konum elde etmeye çalışıyor.
Kazakistan ise özellikle Çin, Rusya ve diğer Orta Asya ülkeleriyle eğitim alanında işbirliklerini artırıyor. Ülke, eğitim sistemini daha uluslararası bir yapıya kavuşturmak için çeşitli reformlar gerçekleştirirken, yurtdışında eğitim gören Kazak öğrencilerin sayısında da ciddi bir artış gözlemleniyor.
Hem Türkiye hem de Kazakistan, eğitimde reformlarla geleceğe yatırım yapma sorumluluğunu taşıyor. Fırsat eşitliğini güçlendirmek, dijitalleşmeyi yaygınlaştırmak ve uluslararası işbirliklerini artırmak, her iki ülkenin de küresel rekabet gücünü yükseltecek önemli adımlar arasında. Eğitim sistemlerinin geleceği, bugün atılacak vizyoner hamlelerle şekillenecek ve toplumların kalkınmasında belirleyici bir rol oynayacaktır.