Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açık hava toplantılarında, kapalı salon söylemlerinde ve TBMM’deki grup toplantılarında sık sık şu dizileri dile getiriyor:

Biz, kısık sesleriz…minareleri
Sen, ezansız bırakma Allahım!

Bu dizeler, ırkçılığa varan milliyetçiliği yücelten, doğru olmayan din bilgilerine dayalı dinciliği kışkırtan ünlü şair Arif Nihat Asya’nın “Dua” adlı şiirinin ilk dizileridir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, minarelerden yükselen ezan sesini bir gün gelip kesme olasılığı bulunan bir düşmandan söz ediyor, değil mi?
Bizim, gerçekte böyle bir düşmanımız var mı?
Böyle bir düşmanımız, bir gün ülkemizi işgal edecek ve ezan sesini kesecek, öyle mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslüman halkımızın yüreğine böyle bir düşman korkusu sokuyor!

Değerli Dostlar,

Şair Arif Nihat Asya’dan esinlenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaratmaya çalıştığı böyle bir düşmanımız yoktur!
Böyle bir düşmanımız hiç olmadı!
Şimdi sizlere, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaratmaya çalıştığı türden bir düşmanımızın olmadığını, yalnız ülkemiz minarelerinden değil, hiçbir Müslüman ülkenin minarelerinden ezan sesinin hiçbir zaman, hiçbir koşulda kesilmediğini örnekler vererek açıklayacağım.

25 Nisan 1920 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ikinci gününde Mustafa Kemal Paşa, gizli oturumda söz alarak şunları söylemiştir:

“…Mukaddes Halifemiz Hazretleri namaz için camiye gittikleri zaman bile kendilerini koruyan askeri kıtalar İslam askerleri değildir, İngiliz askerleridir. Bu elim şartlara katlanmak zorunda kalan Padişahımızla özel temas dahi mümkün olamaz.”

Mustafa Kemal Paşa’nın bu kısa açıklamasından çok net olarak şunu anlıyoruz: İngiliz askerlerinin işgali altındaki İstanbul’da Padişah, İngiliz askerlerinin koruması altında bile olsa, namaz kılmaya camiye gidebilmektedir. Bu demektir ki, İngiliz işgali altındaki İstanbul’da minarelerden ezan sesi eksilmemiş, Müslümanların camide namaz kılması engellenmemiştir.
İstanbul, 13 Kasım 1918–6 Ekim 1923 tarihleri arasında 4 yıl 10 ay 23 gün işgal altında kalmıştır. Bu süreç içinde minarelerde beş vakit ezan sesleri yükselmiş, camilerde beş vakit namaz kılınmıştır.
İşgalci İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar ne ezanın sesini kesmişler ne de namaz kılınmasını engellemişlerdir.
Düşman işgali altında İstanbul’un Müslüman halkı Ramazan ve Kurban Bayramlarını da kutlamışlar, hiçbir engel söz konusu olmamıştır.

15 Mayıs 1919 günü İzmir’e çıkan Yunan askerleri kısa zamanda Ege Bölgesi’nin tamamına yayılmış, Anadolu içlerine kadar ilerlemişlerdir.
Yunan askerlerinin Türk halkına, özellikle de Türk kadınlarına ahlâksızca davrandıklarını biliyoruz. Ancak işgalci Yunan askerlerinin, minarelerden yükselen ezan sesini kısmadıkları, Müslümanların namazını engellemedikleri de bir gerçektir. Öyle ki, İzmir’de Yunan askerlerinin, ezan okunurken kahvelerde oturan erkekleri “Hadi, oturmayın, bakın namaz vakti geldi!” diye camiye yönlendirdikleri de bilinmektedir.

Değerli Dostlar,

1517’de Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Kahire’yi aldı. Mısır Memlüklerine bağlı Abbasi Halifeliğine son verdi.
26 Ağustos 1517 tarihinde, Yavuz Sultan Selim Ayasofya Camisi’nde yapılan bir törenle bütün Müslümanların dini ve siyasi lideri oldu. Hilafet, Abbasi soyundan Osmanlı soyuna geçti.
Yavuz Sultan Selim’den sonraki padişahlar da sırayla halife oldular.
Ancak Osmanlı halifeler dünyadaki tüm Müslümanların lideri hiçbir zaman olamadılar.
1800’lü yılların tamamında ve 1900’lü yılların başlarında, yeryüzü Müslümanların yüzde 80’i Hıristiyan devletlerin bayrağı altında yaşamaktaydı. 
En çok Müslüman nüfusun yaşadığı yerler, İngiliz İmparatorluğu’nun topraklarıydı.
İngiltere’den sonra, dünyada en çok Müslüman halkın yaşadığı yer, Fransız Cumhuriyeti’nin topraklarıydı.
Osmanlı topraklarında yaşayan Müslümanların sayısı, İngiltere ve Fransa’dan sonra gelmekteydi.
Tekrar edelim: Osmanlı halifeleri hiçbir zaman dünyadaki tüm Müslümanların halifesi, yani dini ve siyasi lideri olamadılar.
Peki, büyük çoğunluğu İngiltere ve Fransa’nın boyunduruğu altında yaşayan Müslümanların durumu nasıldı? Oralardaki minarelerden ezan sesi kesilmiş, namaz engellenmiş miydi?
Sömürgeciler zeki ve kurnazdılar.
Muskayla, üfürükle, büyüyle, öbür dünya masallarıyla, mezheplerle, tarikatlarla, dünyadan haberi olmayan evliyalarla, ermişlerle, şeyhlerle, çıkarcı hacılarla, yobaz hocalarla uyutulan Müslümanları derin uykularından uyandırmadılar! Onların sözde ibadetlerine hiç dokunmadılar.
Bu nedenle, Hıristiyan sömürgecilerin topraklarında da minarelerden ezan sesi hiç eksilmedi, camiye gidenler hiç engellenmedi.

Değerli Dostlar,

Buraya kadar vermiş olduğum bilgilerden çok açık ve net olarak anlaşılmaktadır.
Minarelerden ezan sesinin eksilmesi asla söz konusu değildir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aslında var olmayan bir düşman yaratmıştır! Bir gün bir düşman gelecek, minarelerden yayılan ezanı kesecek!
Peki, kim bu düşman?
Böyle bir düşman, yok!
Eskiden bazı anneler, küçük çocuklarını korkutmak için “Öcü geliyor! Seni öcüye vereceğim!” derlerdi. Oysa öcü diye biri yoktu!
Günümüzde de, Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimsiz bırakılmış halkımızı, “Öcü gelecek, ezanı susturacak!” diye korkutmaktadır.

Değerli Dostlar,

Olmayan, yani sanal bir “Düşman Yaratmak”,  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir buluşu değildir. Tarihte, egemen sınıflar halkları baskı altında tutmak için hep bir düşman yaratmışlardır.
Ünlü İtalyan yazar Umberto Eco’nun, “Düşman Yaratmak” adlı bir yapıtı vardır. Ülkelerin dış düşmandan çok iç düşmanlarla uğraştığını, uğraşacak bir düşman olmadığında egemenlerin bir düşman yarattığını anlatan yazar, tarih içinde bu olguya türlü örnekler verir.

Türk sinema yönetmeni Emin Alper de, ödül alan filmi “Tepenin Ardı”nda yine aynı konuyu işler: Sanal bir düşman yaratmak!
Filmin konusu kısaca şöyledir: Babadan kalma bir toprağa sahip çıkmak isteyen bir ailenin bireyleri türlü olumsuzluklarla karşılaşırlar. Sorunları çözecek yollar arayacaklarına, suçu tepenin ardında yaşayan Yörüklere yüklerler. Artık karşılaştıkları her olumsuzluğun suçlusu Yörüklerdir. Yörükler, onların baş düşmanı haline gelmiştir. Oysa Yörüklerin olan bitenden haberleri bile yoktur…

Değerli Dostlar,

Cumhurbaşkanı Erdoğan, minarelerden yükselen ezanın sesini her an kesebilecek sanal bir düşman yaratmıştır.
Büyük çoğunluğu iş ve aş peşinde koşan eğitimsiz bırakılmış yoksul insanlarımızın yüreğine bu korkuyu sokmuştur.
Bu ülkenin gerçek aydınlarının, yurtseverlerinin bu konuda bir görevleri yok mudur?
Bıkmadan, yılmadan, tükenmez bir sabırla “Korkmayın, böyle bir düşman yok! Ezanımızı minarelerde susturacak bir düşmanımız yok! Cumhurbaşkanı Erdoğan, sizleri güdebilmek için böyle bir düşman yarattı, sakın ona inanmayın!” demesi gerekmiyor mu?