Üç Türk devletinin KKTC'yi tanımayıp Rumları tanımaları Türk dünyasında sarsıcı bir etki yarattı. Peki neden böyle oldu?
Türk Devletleri Örgütü toplantılarında Türkiye'nin aşırı baskısıyla KKTC gözlemci üye olarak kabul edildi. Aslında bu şu anki uluslararası hukuka göre tartışmalı bir uygulama. KKTC'yi tanıyan ya da tanıma yolunda adımlar atan her ülke büyük yaptırımlarla karşı karşıya kalır. Çünkü KKTC, Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmıyor. Türkiye'nin de tanıdığı eylemsel anlamda kuşkulu. Çünkü Türkiye KKTC'ye gerçek anlamıyla bağımsız bir devlet gibi davranmıyor.
Bu arada KKTC’nin İslam İşbirliği Örgütüne gözlemci üye olduğunu belirtelim ama bu üyelik Annan Planı çerçevesinde federe “Kıbrıs Türk Devleti” adıyla söz konusu.
Kazakistan bağımsızlığını koruma ve güçlendirme yolunda hızla ilerliyor. Ama çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu da yadsınamaz. Bir yandan Çin'in öbür yandan Rusya'nın baskısı Kazakistan'ı zaman zaman çok güç durumda bırakıyor. Buna KKTC'nin Türk Devletleri Örgütüne gözlemci üye yapılması nedeniyle AB'nin gösterdiği tepki ve baskı da eklenince durum Kazakistan için daha da güçleşti. Nüfusunun yaklaşık 25'i Ruslardan oluşan Kazakistan'ın her konuda tam anlamıyla bağımsız hareket edebilmesi pek de kolay olmuyor. AB, Rusya ve Çin ile olan ekonomik ilişkiler hatta iki büyük komşunun gizli askeri tehditleri Kazakistan'ı daha dikkatli olmaya sevk ediyor. AB'nin Kazakistan'ı ekonomik anlamda tehdit ettiği bir gerçektir. Rusya ve Çin'in de kimi örtülü tehditlerinin olduğu da biliniyor. Bütün güçlüklere karşın Kazakistan ilerlemeye, güçlenmeye, yükselmeye devam ediyor. Yakın ve uzak gelecekte Kazakistan'ı daha güçlü, daha varsıl, daha refah dolu günler bekliyor. Kazakistan'a inanıyor ve güveniyoruz. Ancak Türkiye KKTC konusundaki gereksiz ısrarıyla Kazakistan'ı güç durumda bıraktı. Kardeşinin askeri, ekonomik ve siyasi güvenliğini tehlikeye atabilecek bu ısrar nedeniyle Kazakistan içine düştüğü güç durumdan çıkmak için AB, Rusya, Çin hatta ABD'yi ikna edecek, onları rahatlatacak bir adım atmak zorundaydı. Bağımsızlığını kazandığı 1991'den bu yana Rumları (GKRK) tanımayan Kazakistan, Türkiye’nin yanlış siyaseti yüzünden Güney Kıbrıs’ı tanımak zorunda kaldı.
AKP'nin yönettiği Türk dış politikası ne üzücü ki yetkin ellerde değil. Dış politikayı siyasal İslamcı hamaset üzerine kuran AKP, dünya dengelerini hesaba katmadan, ne getirip ne götüreceğini düşünmeden KKTC'nin gözlemci üyeliği konusunda gerçekten akıl dışı bir ısrarla kardeş ülkeleri son derece güç durumda bıraktı.
Bu arada Kazakistan için yazdıklarımız Özbekistan için de geçerli. Özbekistan bir ara Türkiye ile ilişkilerini koparma noktasına gelmişti. İslam Kerimov döneminde ilişkiler neredeyse kopmuştu. Zira o dönemde Özbekistan’da FETÖ ve öbür dinci oluşumlar güç kazanmaya çalışıyor ve AKP Türkiye’si dinci oluşumları destekliyor, Kerimov aleyhinde darbe yapmaya bile yelteniyordu. Kerimov ise doğal olarak ülkesinin laik kimliğini korumak için mücadele ediyordu. Türkiye, BM Genel Kurulunda ve Güvenlik Konseyinde, insan hakları ihlali savları nedeniyle birkaç kez Özbekistan aleyhine tutum almıştı. Türkiye Güvenlik Konseyi üyesi olmasa bile Özbekistan aleyhine girişimlerde bulunuyordu. Bunda rejim muhaliflerinin yönlendirmesinin etkisi büyüktü. İşte Özbekistan o günlerde gerek Yunanistan gerekse Güney Kıbrıs ile ilişkilerini geliştirme yoluna seçti. Oysa bağımsızlığın ilk yıllarında Özbekistan ile Türkiye arasında inanılmaz derecede iyi ilişkiler söz konusuydu. Türkiye bu ilişkileri korumayı ve ilerletmeyi başaramadı.
Kerimov’un ölümünün ardından Türkiye – Özbekistan ilişkileri yeniden düzeldi. Özbekistan Türk Devletleri Örgütüne katıldı. Ama dünyada tanınmayan KKTC’nin TDÖ’ye gözlemci üye olması ısrarı her ne kadar kabul edilse de Özbekistan’ı ürküttü. Güney Kıbrıs, AB üyesi olmanın verdiği avantajla Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerini KKTC hamlesinden ötürü bir anda yükseltmeye girişti. Bölge ülkeleri için Güney Kıbrıs ile karşı karşıya gelme AB gücü nedeniyle göze alınamazdı. AB bir ekonomik dev olarak iktisadi gücünü Özbekistan ve Kazakistan üzerinde kullandı. Bu güç karşısında Güney Kıbrıs ile didişmek hem olanaksız hem de gereksizdi. Anlayacağınız Türkiye dış politikası, AB’yi, Rusya’yı, Çin’i ve BM kararlarını umursamadan Türk ülkelerini bir oldu bittiye mahkûm etti. KKTC gözlemci üye oldu ama bunun karşılığında yaklaşık 30 yıldır Güney Kıbrıs’ı tanımayan kimi Türk ülkeleri Türkiye yüzünden tanımak ve diplomatik ilişkiler kurmak zorunda kaldı.
Türkiye’yi yöneten yetkinlikten uzak zihniyet, dinciliği Türk ülkelerine de taşımak için çalışıyor. Dinci yapıları destekliyor. Oysa Türk ülkeleri laik yapılarını korumak istiyor.
Türkiye hükümeti Türk ülkelerinin bağımsız ve egemen devletler oldukları gerçeğini zaman zaman dikkate almadan hareket ediyor.
Bunun en tipik örneği Karabağ savaşı sonrası Karabağ zaferinin Türkiye tarafından kazanıldığı yönündeki talihsiz açıklamadır. Azerbaycan yönetimi bundan doğal olarak çok rahatsız oldu. Hangi bağımsız ve egemen ülke böylesi bir pervasızlıktan rahatsız olmaz ki!
Türkiye’nin Türk devletlerine yönelik ortaya koyduğu siyaset, dinci hamaset ve ümmetçi vesayetin gölgesinden kurtulmalıdır. Yoksa Türk devletleriyle ilişkiler daha ileri düzeye taşınamaz.
Türkmenistan konusuna gelince…
Türkmenistan BM’nin tescillediği uluslar arası tarafsızlık konumu bulunan bir ülkedir. Bu konumu gereği hiçbir siyasi örgüte üye olmayan Türkmenistan TDÖ’ye de yoğun ısrarlar sonucu ancak gözlemci üye oldu. Aslî üye olmayı reddetti. Zaten aslî üye olsa uluslararası tarafsızlık konumunu yitirecekti.
Bununla birlikte Türkmenistan KKTC’nin gözlemci üyeliğinden, yine AB’den, Rusya, Çin ve ABD’den gelecek baskılar nedeniyle rahatsız oldu. Bu baskıları etkisizleştirmek, ekonomik ve siyasi kimi yaptırımlardan korunmak için Güney Kıbrıs’ı 30 yıl sonra tanımak zorunda kaldı.
Türk devletlerinin Güney Kıbrıs’ı “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanımak zorunda kalmaları Türkiye’nin iş bilmezliği yüzündendir.
Yalın gerçek şu ki, Türk devletleri KKTC’nin gözlemci üyeliği kararını dengelemek için Güney Kıbrıs’ı da tanıma yoluna gittiler.
KKTC bizim canımızdır. Türk dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC için şehitler verdik. KKTC’den kesinlikle ödün verilmemelidir. Ancak günümüz koşullarında KKTC’nin dünyaca bağımsız devlet olarak tanınması olanaklı görünmüyor. Gün gelir, devran döner dünya da tanımak zorunda kalabilir. Ama o gün gelinceye değin dikkatli olmak zorundayız. KKTC konusundaki gereksiz ve yararsız ısrar dostlarımızı güç duruma düşürmemeli. Deyim yerindeyse Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamalıyız.
Dünya KKTC’nin bağımsızlığını tanımıyorsa ve tanımayacaksa o halde Türkiye, KKTC’yi Türkiye’ye katma seçeneğini gündemine almalıdır.
Sabırlı olmak gerek. Nasıl ki Karabağ’daki 30 yılı aşan Ermeni işgali bölgesel ve küresel koşullar uygun hale gelince sona erdirildiyse KKTC konusunda da günü geldiğinde gereken yapılacaktır.
Türk dünyasının birliği ve TDÖ’nün daha da güçlenmesi için atılacak adımlar hamasetle değil akılla atılmalı. Küresel ve bölgesel politik koşullar iyi irdelenmeli, kaş yapalım derken göz çıkarılmamalı.
Türk ülkeleriyle siyasi ve askeri ilişkilerden ziyade ekonomik ve kültürel ilişkiler öncelenmeli. Unutulmamalı ki, güçlü ekonomik ve kültürel bağlar daha sonra siyasi ve askeri bağların kurulmasını da sağlayacaktır.