Gazetecilik hayatımın her bölümünde "Türkiye'nin en önemli meselesi eğitimdir" gerçeği ile hep yüzleştim. "Yitik Kuşak" olarak tanımlanan "78'liyim"... 12 Eylül darbesinin öncesi ve sonrasını yaşadığımız ibret dolu yıllarda "Diploma krizi" ile hiç karşılaşmadım. O yılları yaşayanlar "Mektupla Eğitim"i hatırlar. 45 gün ile başlayıp 6 ay ve bir yıl süren eğitim ile üniversite mezunu sayılmıştı. Sevgili Cihat Ağabeyimin deyimi ile "Ahmetler Postahanesi mezunları" o dönem çok tartışılmış olsa da don lastiği gibi uzatılmadı. Ne de olsa ilk, orta ve liselerde "Nitelikli dersler görmüş, temel bilgilere sahip olmuşlardı. İddia ediyorum, O yılların orta-lise mezunları günümüzün çoğu üniversitelerinden daha kaliteli eğitim görmüşlerdi. Liyakat sahipleriydiler... Çünkü "Sosyal devlet ilkesi" ile öğrenciler eşitti... Koca Türkiye'de paralı eğitim birkaç okul dışında yoktu.
Her şeyden önce eğitim kar amaçlı olmadığı gibi cemaatlere, bazı kuruluşlara imtiyaz sağlanmazdı.
Uzatmayalım...
Sorular çalınmazdı. Bitirme sınavlarının yanında "Devamlılık" esastı. Rapor, mazeret vs. geçerli değildi.
12 Eylül ile beraber gelen "Dershane" kirletti eğitimi. Parası olanlar öncelik hakkını gasp etti. Derken cemaat dershaneleri, özel okullar ile Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri birer birer yok edilmeye başlandı. "Üniversite mezunluğu-diploma meselesi doğdu." Siyasiler de gelecek nesiller yerine gelecek seçimleri düşündükleri için körüklediler bu yangını.
Bugün kaleme almaya, özetlemeye gayret edeceğim konu mutlaka ciltler dolusu doktora tezi haline getirilmeli ve iddialı siyasiler gündemde tutmalıdır.
"Sahte diploma iddiaları" havalarda uçuşurken bazı siyasilerin şahsi diplomaları yerine "Asıl mesele"yi masaya yatırmak şart. Üniversite kurmanın evrensel kuralları vardır. Ana öğe öğrencidir, insandır. Eğitimin sağlıklı yapılabilmesi için yüzlerce kriteri gerçekleştirme zorunludur. 3-5 katlı beton binadan oluşmaz okul. Fiziki mekanlarda derslik, kütüphane, laboratuvar, spor sahaları, barınmak için yurt, temel gıda için yemekhaneden sosyal mekanlara kadar yüzlerce kalem sayabiliriz. En bariz örnekleri Boğaziçi, İstanbul, Hacettepe, Ankara, ODTÜ gibi dünyanın bir dönem ilk 500'ündeki okullarımızdır. Vakıf ve özel Üniversitelerde ise şüphesiz Başkent, Bilkent, Koç ve Sabancı üniversiteleridir. Harp okullarıdır.
Maşallah üniversite sayımız 200'ü geçti. İlk 500 de yokuz. Bilimsel makale yayınında küme düşmüşüz. Akademisyenler için zorunlu uluslararası yayının da cılkını çıkardılar. Korsan, sahte mecralar açılıp, kapanıyor. YÖK bünyesinde kurulan araştırma komisyonunda 33 bin dosya incelemeye alınmıştı. Doktora, Doçentlik, Profosörlük kriterlerine uymayan 33 bin dosya bundan 7 yıl öncesine ait rakamdır.
Minare-kılıf ikilisinin geçerliliği "Parayı veren düdüğü çalar"a evrildi. Parayı basınca diplomanın her çeşidine ulaşabiliyorsunuz. Eski Balkan ve SSCB ülkelerinde parayı basıp sınavsız kayıt yapılıyor. Pasaportunda söz konusu ülkede 35 gün kaldıysanız sınıfı geçiyorsunuz. Sonra hoop yatay geçiş. Bas parayı Hukuk'tan Tıbba kadar en önemli fakülteleri bitir...
FETÖ'nün açtığı yoldan bugün Metö, çetö vs yürüyor.
Tartışmaların had safhada olduğu günlerde televizyonlardaki canlı yayınlarda "Türkiye'de son 30 yıllık diplomalar ve akademik ünvanlar için TBMM 'de Araştırma Komisyonu kurulsun. Evrensel kriterlere uymayanlar iptal edilsin" teklifinde bulundum. Konuklar hep bir ağızdan "AKP ve MHP oyları ile reddedilir" dediler. Haklılar. Bugün olmasa da önünde sonunda kurulmalı. Ak ile kara ortaya çıkmalıdır.
Ekrem İmamoğlu'nun diplomasını tartışmaya açan aklı-evveller aslında Recep Tayyip Erdoğan'a zarar verdiklerinin farkında mıdır?
Hazır Pandoranın Kutusunun kapağı aralanmışken şaibeli okullar ve diplomalar mercek altına alınsın da tartışmalar son bulsun! Ne dersiniz?